İbrahim Saraçoğlu – Şifalı Bitkiler

Şifalı Bitkiler ile İbrahim Saraçoğlu yazıları öğrenin ve izleyin.

Posts Tagged ‘ İbrahim Saraçoğlu ’

Basur Tedavisi

Eylül 29, 2009 İbrahim Saraçoğlu Comments

Basur tedavisinin tek ve en etkili yöntemi ameliyattır. Fakat basur için bazı bitkisel tedavilerin olduğunuda internet sitelerinde okumuştum fakat uzmanların görüşü basur hastalığının tek tedavisi ameliyat olduğudur. Bu sıralar basur hemoroide iyi gelen bir havlu üretildi basur tedavisi için bakım havlusu adında fiyatı sadece 4 ytl

ilgili kelimeler : Hemoroid Tedavisi – Basur Nasıl Tedavi Edilir – Hemoroid Belirtileri – Basur Belirtileri – Basur Nasıl Geçer

Varis Tedavisi

Eylül 29, 2009 İbrahim Saraçoğlu Comments

varis

Varis

Varis tedavisi “yüzeye çıkmış olan damarların tedavisidir. Kılcal damar çatlamaları ve varisler bacaktaki çalışması bozulmuş damarlardır. Varis tedavisinde damarların içine ince iğneler ile ilaç enjekte edilir. Daha sonra basınç banjları uygulanır. Varisler ve kılcal damar çatlamaları sclerotherapy ile başarılı bir şekilde tedavi ediliyor.

ilgili kelimeler : varis tedavisi – varis tedavi – varis tedavi merkezleri – lazerle varis tedavisi – bitkisel varis tedavisi – varis ve tedavisi – varis bitkisel tedavi – varis lazer tedavisi – varis tedavi yöntemleri – varis tedavi merkezi – maranki varis tedavisi – varis ve tedavi – bitkilerle varis tedavisi – kılcal varis tedavisi – lazerli varis tedavisi – sülükle varis tedavisi

Kızlık Zarı

Eylül 29, 2009 İbrahim Saraçoğlu Comments

Kızlık zarı “ yani Latince adı ile  ” Hymen ” , Yunan ve Roma mitolojilerinde Dionysus ve Afrodit’in oğlu olan “evlilik ve düğün tanrısı” dır. Gerdek gecesi bu Tanrı’ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır.

kizlik-zari

Kızlık Zarı

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) “Hymen” dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.

Günümüzde dahi, evlendikten sonraki ilk ilişkide kanamanın olmaması nedeniyle, pek çok kızımız haksız yere bakire olmadığı düşüncesiyle apar topar kollarından tutularak kızlık zarı muayenesi için biz jinekologlara getirilmektedir. Bu durumda bu genç kızlarımız son derecede küçük durumlara düşürülmekte ve evliliklerine maalesef çok kötü bir anıyla başlamak zorunda kalmakta; çoğu zaman da duyulan güvensizlikler nedeniyle evlilikleri kısa zaman içinde boşanmalarla sonuçlanabilmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pek çok toplum hymeni saflığın ve el değmemişliğin yani “bekaretin sembolü” olarak görmüştür. Bu inanışın uzantıları hala daha bizim toplumumuz gibi dünyadaki pek çok toplumda sıklıkla yer almaktadır.

Ülkemizde çok yakın zamanlara kadar liseye başlama çağlarında yatılı okullara yerleştirilecek genç kız öğrenciler yönetmelik gereği zorunlu olarak kızlık zarı muayenesinden geçiriliyor ve jinekologlar tarafından düzenlenen “bakirelik” raporları ile ancak kayıtları yapılabiliyordu. Yeni kanun düzenlemeleri ile bu yüz kızarıcı uygulamalar yürürlükten kaldırılmıştır.

Kızlık zarı ne işe yarar?

Kızlık zarının fizyolojik (işlevsel) görevi bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır ve genellikle özel bir görevinin olmadığı düşünülmektedir.

Yine de bazı araştırmacılar ise kızlık zarının, mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediğini ileri sürmüştür.

Adli tabiplikte ise cinsel şiddete veya istismara maruz kalan çocukların tanısında kullanılmaktadır. Günümüzde kızlık zarının fizyolojik bir görevinden çok “sosyolojik bir fonksiyonu” vardır.

Kızlık Zarı Yapısı

Hymen, anatomik olarak vajinayı oluşturan ve “mukoza” adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.

Bu yapı, dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir. Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer.

Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır.

ilgili kelimeler : Kızlık zarı diktirme – kızlık zarı onarımı - kızlık zarı tedavisi - kızlık zarı yırtılması - kızlık zarı ameliyat fiyatı – kızlık zarı – kızlık zarı bozulması – kızlık bozma zarı – kızlık zarı bozma – kızlık zarı nasıl – kızlık zarı video – kızlık zarının – kızlık zarı bozulur – kızlık zarı dikimi – kızlık zarı nasıl bozulur – kızlık zarı patlatma – kızlık zarını – kızlık zarı bozulma – kızlık zarı resimleri – kızlık zarı diktirme – kızlık zar – kızlık zari – kızlık zarı kanaması – kızlık zarı bozmak – kızlık zarı yırtılması – kızlık zarı resmi – kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır – kızlık zarı sürtünme

Ağız Kokusu

Eylül 29, 2009 İbrahim Saraçoğlu Comments

Ağız kokusu” günümüzde medeni toplumlar da dahil olmak üzere oldukça yaygındır, aynı zamanda sosyal bir incinme sebebidir. Psikolojik problemleri beraberinde getirir. Ağız kokusunun sebep olduğu sosyal problemler biyolojik problemlerden daha fazladır. Hatta eğer ağız kokusu sosyal bir problem oluşturmasaydı belkide bir hastalık olarak görülmeyecek, tedavisi için gayret sarfedilmeyecekti. Ağız kokusundan şikayet eden bireyler sosyal hayatlarında kendilerine olan güvenlerini kaybedebilirler.

agiz-kokusu

Ağız Kokusu

Ağız Kokusu (Halitosis) Nedir?
Ağızdaki çirkin kokuya kısaca ağız kokusu veya halitosis denir. Ağız kokusunu bir hastalık olarak tanımlamak zordur. Ancak ağız kokusu çok önemli hastalıkların işaretçisi de olabilir. Ağız kokusunu PATOLOJİK ve FİZYOLOJİK olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür.

Fizyolojik ağız kokusu:
Her sağlıklı birey sabah uyandığında sindirim kanalında biriken gazlar veya dil sırtında üreyen bakterilerin sebep olduğu ağız kokusu ortaya çıkabilir. Dil sırtını fırçalamak ve sürekli olmamak şartıyla çinko içeren ağız gargaraları kullanmak ve sakız çiğnemek bir çözümdür.
Beslenme sonrasında görülen, nefesteki (ağızdaki değil) çirkin koku da fizyolojiktir. Örneğin sarımsak yiyen bir insanın kanına geçen uçucu aromatik bileşikler, dışarı atılır. Kan gazlarının akciğerden atılımının sebep olduğu bu koku bir hastalık değildir. Tedavi gerektirmez.

Patolojik Ağız Kokusu (Gerçek halitosis):
Patolojik halitosisi olan hastalar dişhekimine ağız kokusu şikayetiyle müracaat etmeyebilirler. Ağızlarındaki çirkin kokunun ya farkında değildirler, ya tolere etmektedirler veya kabullenmişlerdir.

Patolojik halitosis vakaları 3 kategoriye ayrılır:

  1. Ağızının koktuğu hastanın kendisi tespit eder. Böyle hastaların %24.1’i dişhekimine müracaat ederler. Genellikle ağızlarındaki kokuyu kabullenmişlerdir. Halitosisten farklı bir şikayet ile dişhekimine müracaat ederler. Dişhekiminin uyarısı ile tedavi edilirler.
  2. Koku, hastanın kendisinin değil, yakınlarının tespitidir. Böyle hastaların %50’si dişhekimine müracaat ederler.
  3. Ağız kokusu, hastanın kendisi veya yakınlarının tespiti değil, şüphesi veya tahminidir. Veya hastanın aralıklı dönemlerde silik yakınmaları olmaktadır. Böyle hastaların daha büyük bir kısmı dişhekimine müracaat eder.

Ağız Kokusunun Sebepleri - Nedenleri:

  • Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda,
  • Şeker hastalığı (aseton kokusuna benzer),
  • Böbrek yetmezliği (balık kokusuna benzer),
  • Karaciğer yetmezliği,
  • Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusuna benzer),
  • Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).

Ağız Boşluğu Kaynaklı Halitosis: Ağız kokusunun sebeblerinin %87 si ağız boşluğu kaynaklıdır. Bunlardan %51’i dilden, %17’si gingivitisten, %15’i periodontitisten, %17’si bunların karışımından kaynağını alır. Bu tip ağız kokuları kompleks vakalar değildir. Sebep ilk muayenede belli olur. Sorunlu dişeti dokuları göz ile kolayca tespit edilebilir ve kolay tedavi edilir. Hatta bazen kokunun kaynağını hasta kendisi gösterir.
Ağız Boşluğu Kaynaklı Ağız Kokusunun Tedavisi için;

  • Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun
    Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Diş ve diş eti hastalıkları önemli ölçüde kötü koku yapar. Bu sebeple diş hekiminizin önerilerini dinleyip mutlaka diş sağlığı ve bakımına önem vermelisiniz.
  • Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin
    Ağız içindeki eskimiş köprü ve diş protezleri zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara sebep olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız. Ağız kokusu ile mücadelede dişler ve diş sağlığı ilk aşamadır
  • Sakız çiğneyin
    Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Sabahları niçin ağzınızın kötü koktuğunu merak ediyorsanız yanıt buradadır; gece boyunca tükürük salgısı azalır ve ağzınızın içindeki yemek parçacıkları uzun süre burada durur. Bakteriler de onları afiyetle kullanır ve çürütür. Böylece sabahları ağzınız kötü kokabilir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.
  • Tarçın kullanın
    İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.
  • Daha fazla su için
    Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.
  • Asla burnunuz tıkalı uyumayın
    Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.
  • Basit şeker tüketiminizi azaltın
    Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.
  • Lokmaları iyi çiğneyin
    Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.
  • Diş ipi kullanın
    Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.
  • Sigara içmeyin
    Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.
    Ağız Boşluğu Kaynaklı Olmayan Halitosis: Kaynağını ağız dışında bir yerden alan ağız kokusu kastedilmektedir. Oral olmayan sebeplerle ortaya çıkan ağız kokusunun görülme sıklığı %13’tür, bunların %4’ü kulak-burun-boğaz, %3’ü hem oral hem kulak-burun-boğaz, %1’i ise sindirim kanalı kaynaklıdır. Bazen barsak gazları buna sebep olur.

Psikosomatik Halitosis:
Böyle hastalarda yakınma olmasına rağmen aslında gerçek bir halitosis yoktur (Psödohalitosis). Böyle hastaları patolojik halitosisten ayırmak zordur. Böyle hastaların tedavisi için dişhekimi ve psikiatrist işbirliği gerekir. Çünkü böyle hastaların bir kısmında koku değil koku korkusu vardır (Halitofobi).

ilgili kelimeler : ağız kokusu – ağız kokusu nasıl giderilir – ağız kokusunu – ağız kokusu için – çocuklarda ağız kokusu – ağız kokusu nedenleri – ağız kokusu tedavisi – bebeklerde ağız kokusu – ağız kokusu neden – ağız kokusunu gidermek – ağız kokusunu önlemek – ağız koku – ağız kokusu giderici – ağız kokusu mide – ağız kokusu sebepleri – ağız kokusu tedavi – ağız kokusu bitkisel – ağız kokusu nasıl önlenir – ağız kokusunu gidermek için

Diş Ağrısı Nasıl Geçer – Diş Ağrısının Tedavisi Nedir – Diş Ağrısına Ne iyi gelir

Diş çürüğü nedir?

dis-agrisi

Diş Çürüğü

Diş çürükleri, dişlerin çiğneme yüzeylerinde kahverengi, siyah gibi koyu renklerde görülen, dişlerin birbiriyle yan yana temas ettikleri ara yüzlerinde ise, ya tebeşirimsi beyaz olarak izlenebilen ya da sadece röntgenle tespit edilebilen, bakterilerin neden olduğu hastalıklardır. Diş çürüklerinin ilerlemesi halinde, dişler üzerinde yiyecek artıklarının buralara birikebileceği oyuklar meydana gelir. Dişe müdahale edilmemesi durumunda önce soğuk ve sıcak yiyecek ve içeceklerde hassasiyet, devamında da sürekli diş ağrısı meydana gelir.

Diş Ağrısı – Diş Çürüğü

Diş çürüğü nasıl oluşur?

Ağızdaki sert dokular ve dişler üzerinde, bakteriler, bakterilerin dişe tutunmak için salgıladıkları dekstran ismindeki yapışkan madde ve yiyecek artıklarından oluşan bakteri plağı olarak adlandırdığımız bir tabaka bulunur. Plağın içindeki bakteriler küçük yiyecek artıklarını sindirerek organik asitleri açığa çıkarırlar. Bu asitler, dekstran nedeniyle uzun süre dişle temas ettiği için, dişin minesinin mineral dokusunu çözerek bozulmasına, sonucunda da dişin çürümesine sebep olmaktadır.

Diş çürümesi önlenebilirmi?

Dişler üzerine yapışan yiyecek artıklarını uzaklaştırmak için, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce, en az 3 dakika süreyle dişleri fırçalamak gerekir. Özellikle diş dizilimi sıkışık olan bireylerde, dişlerin birbirleriyle temas ettikleri yan yüzeylerde biriken yiyecek artıkları düzenli diş fırçalamayla bile yeterince temizlenememektedir. Bu bölgelerde diş çürüğü oluşmaması için günde en az bir kez, diş fırçalamadan sonra diş ipi kullanılması gerekir.
Florürün çürük önleyici veya çürük oluşumunu azaltıcı etkisi kanıtlandığı için florürlü bir diş macunu kullanılmalıdır. Diş fırçası, üzerinde bakteri birikmeyecek şekilde muhafaza e dilmeli ve belli aralıklarla değiştirilmelidir.

Ana öğünler arasında mümkün olduğunca şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı, şekerli yiyecek yendiği zaman ise dişler fırçalanmalıdır. Fırçalama imkanı yoksa, diş dostu amblemi taşıyan sakızlardan çiğnemek uygun olacaktır.
Çocuklar ilk dişlenme döneminden itibaren düzenli diş hekimi kontrolüne getirilerek, gerekiyorsa dişlerin üzerine koruyucu sealant veya flor uygulaması yapılabilir.
En az altı ayda bir düzenli olarak diş hekimi kontrolüne giderek, çürük risk tayini yaptırılabilir. Böylece başlangıç halindeki çürükler büyümeden tespit edilerek, sorun yaratmadan tedavileri yapılabilir.
Dişlerin üzerinde tebeşirimsi beyazlıklar veya kahverengi yada siyah lekeler görüldüğü takdirde, vakit geçirmeden diş hekimine başvurmak gerekir. Yukarıdaki noktalara dikkat edildiği taktirde, diş çürüğü kesinlikle önlenebilir.

ilgili kelimeler : Diş Çürükleri – Dişin Çürümesi – Diş Neden Çürür – Dişin Çürümemesi için – Diş Ağrısı Nasıl Geçer Diş Ağrısı Tedavisi – Diş Ağrısına Ne iyi gelir – Diş Tedavisi – Dişlerin Ağrıması – Diş Ağrısı için



İbrahim Saraçoğlu

ibrahim Saraçoğlu